L sudesocialmedia A D I N G . . .

Gerçekte Aşk Nedir?

Aşk dediğimiz şey aslında vücudumuzun içinde gerçekleşen devasa bir kimyasal kokteylden ibarettir.Biraz bilimsel açıdan incelediğimizde beynimizde salgılanan hormanlar şu şekildedir:

  • Dopamin (Ödül Hormonu): “İyi hissetme” hormonudur. Partnerinizi gördüğünüzde veya onu düşündüğünüzde salgılanır. Bağımlılık yapıcı bir etkisi vardır; sürekli o kişiyi istemenizin sebebi budur.

  • Norepinefrin (Adrenalin Kuzeni): Kalp çarpıntısı, avuç içlerinin terlemesi ve uykusuzluğun sorumlusudur. Heyecanı zirveye taşır.

  • Oksitosin (Bağlılık Hormonu): “Kucaklaşma hormonu” olarak da bilinir. Güven ve uzun süreli bağlılık hissi yaratır. Kadınlarda genellikle daha belirgin bir rol oynar.

  • Vazopressin: Özellikle erkeklerde uzun süreli bağlılık ve koruma içgüdüsü ile ilişkilendirilir.

  • Serotonin: İlginç bir şekilde aşkın ilk evrelerinde serotonin seviyesi düşer. Bu düşüş, obsesif kompulsif bozukluğu olan kişilerinkine benzer. İşte bu yüzden karşı tarafı saplantılı bir şekilde sürekli düşünürüz.

Bilimsel açıklamar nihayetinde aşk aslında sevdiğimize ulaşma arzusudur. Aşk gözle görülmeyen hissedilendir. Kavuşamayınca aşk aşık eder. Bu yüzden ulaşılmazlık bizi delirtir. Harekete geçirir , mecnun eder , leyla yapar. Beyinde bu kavuşmazlık büyük bir problemdir. Öyle büyük bir problemdir ki çözülmezse yaşayamam hissiyatı uyandırır.

Bu yüzden lisede yaşadığımız ilk aşk her zaman çok gerçek gözükür gözümüze. En saf, en masum , en çıkarsız sevgidir. Karşılıklı hiçbir beklenti yoktur sevgiden başka. Lisede tarih hocamız bir soru sormuştu bize; aşık olsam çöpçü ile bile evlenirim demiştim büyük bir insaniyetle. 17 yaşındaydım. Çok çocukça düşünüyorsun demişti bana. Ne alakası var hocam , aşk bu. Önemli olan sevgi demiştim. Hocam yalan mı söylemiş? Peki neden lise yıllarında bu saf sevgimiz yaş ilerledikçe evrilir , devrilir ve çevrilir? Dünya değiştiği için mi ? Biz değiştimiz için mi?

Aşk her zaman kimyasal bir şeydi. Fiziksel olarak hoşlandığınız bir insanla tanışıp biraz vakit geçirdikten sonra duygusal olarakta sizi tatmin ediyorsa aşık olma hissiyatınız çok muhtemel. Fakat aşk dediğimiz kendini bilmezlik, kendini kaybetmişlik süresi oldukça kısadır. Bu durumu olumsuz bir vaka gibi görmemek lazım. Varoluşsal yapımız bu şekilde. Her aşk biter ve sevgi büyür. Aradaki bağ derinleşir. Güven artar. Korunma , kollanma , sahiplenilme ve aitlik duyguları çoğalır. Şehvet ve arzu azalır (tamamen bitmez) ve yerine güvenli ve daimi bir huzur bırakır.

Bazı insanlara kızmamak lazım. Herkes bu daimi huzuru istemeyebilir. Sürekli ekstra heyecan, ekstra dopamin salgılamak isteyen beyinler olabilir. Her insan evcilleşmez. Bunun cinsiyetle de bir alakası yoktur. Ama toplumun %90’u evli ve mutluysa bunun sebebi aşk mıdır? Yoksa bir zorundalık mı?

Hiçbiri değil sadece doğanın kanunudur. İnsan bireysel bir varlık değil , toplumsal bir varlıktır. İlk insalık tarihinden bu yana hayatta kalabilmek için hep topluluk halinde yaşadık. Doğada fiziksel olarak aslanlardan veya ayılardan daha zayıf olan insan, “birlikte hareket etme” yeteneği sayesinde dünyaya hükmetti. Bu toplumsal evrime küçük bir göz atalım isterim:

1. Avcı-Toplayıcı Gruplar (Horde/Grup)

İnsanlığın en uzun sürdüğü evre budur. Genellikle 15-40 kişiden oluşan, kan bağına dayalı küçük akraba gruplarıdır. Yerleşik hayat yoktur; besin neredeyse onlar oradadır.

2. Kabileler (Tribes)

Tarımın keşfi ve yerleşik hayata geçişle birlikte birkaç grup birleşmeye başladı. Ortak bir dil, ortak bir inanç ve genellikle ortak bir ata kültü etrafında toplanan daha kalabalık yapılardır. Burada artık “şeflik” düzeni yavaş yavaş belirir.

3. Boylar ve Oymaklar (Clan/Lineage)

Özellikle Türk ve Moğol geleneğinde çok belirgindir. Kendi içinde hiyerarşisi olan, belirli bir bölgeye (otlak, yaylak) sahip olan ve savaşçı kimliği ön planda olan topluluklardır. Otağ, bu yapının kalbidir; sadece bir çadır değil, bir yönetim merkezidir.

4. Konfederasyonlar ve Küçük Beylikler (Principalities)

Boyların bir araya gelerek oluşturduğu yapılar. Örneğin; Selçuklu öncesi Türk boyları veya Anadolu Selçuklu yıkıldıktan sonra ortaya çıkan Osmanlı, Karamanoğulları gibi beylikler. Burada artık “devletleşme” sancıları başlar; vergi toplama ve düzenli ordu kavramları belirir.

5. Şehir Devletleri (Polis/City-States)

Sümer (Ur, Uruk) ve Antik Yunan (Atina, Sparta) gibi yapıları kapsar. Surlar içinde yaşayan, kendi yasaları olan ama dışarıdaki dünya ile ticaret yapan merkezi yapılar.

6. İmparatorluklar ve Hanedan Devletleri

Osmanlı, Roma, Moğol İmparatorluğu gibi devasa yapılar. Birçok farklı milleti, dini ve kültürü tek bir merkezi otorite (Padişah, İmparator, Sezar) altında toplarlar. “Vatandaşlık”tan ziyade “tebaa” (hükümdara bağlı halk) kavramı vardır.

7. Ulus Devletler ve Modern Ülkeler

Fransız İhtilali sonrası (1789) ortaya çıkan, ortak bir kimlik, dil ve sınır birliğine dayanan günümüz dünyası. Artık insanlar bir hükümdara değil, bir “anayasaya” ve “bayrağa” bağlıdır.

Gördüğünüz gibi insan içinde bulunduğu toplumla varolan bir varlıktır. Erkekler soylarını devam ettirmek ister ve soylarından olanları ve ailesini korumak için elinden gelen her şeyi yapar. Kendini güçlü hisseder. Kısaca toplumu oluşturan en küçük yapı olan ailenin reisi olur. Eve ekmek getirir , bir statüsü vardır. Kendini işe yarar hisseder ve sevgi doludur. Kadın da aynı şekilde kendini korunmuş ve güvende hisseder, herkes kendine atfedilen cinsiyet rollerini yerine getirir.

Konuyu özetleyecek olursak eğer 25 yaşını geçtiyseniz aşık olmayı beklemeyin. Muhtemelen olmayacaksınız. Am üzülecek bir mevzu bahiste ortada yoktur. Herkes kendi hiyerarşik yapıda nerede konumlandırdıysa kendini aynı klasmanda kendine denk birini bulur , hoşlanır , sever , alışır ve hayatını paylaşır.

Aşk iyi bir şey değildir. Huzur getirmez . Anlık bir hazdan fazlasıdır. Geçici bir körlüktür. Gerçeklikten kopuştur. Yine de herkesin yaşaması gereken bir şey olduğu kanaatindeyim. Eminim ki de yaşamışsınızdır belki de şu an yaşıyorsundur. Eğer aşıksanız şu ana yapacağınız en güzel şey bu anın tadını çıkarın ve değerini bilin.

 

Bir yanıt yazın